Fellini, sinema kariyerinin başlarına denk gelen, doğduğu kent Riminiden Romaya geldikten sonraki 12 yıl boyunca Roberto Rossellininin filmleri başta olmak üzere birçok filmin senaryosunda yer alır. Yönetmenlik kariyerine başladığında, Rossellininin aksine Yeni Gerçekçilik Akımını takip etmez ve kendi sinema dünyasını kurar.

Kendisiyle yapılan bir söyleşide, Sinema var olmasaydı, bir sirk yöneticisi olurdum. demiştir.

FEDERICO FELLINI HAFTASI

Sirk, metafor ve gerçek anlamıyla Fellininin filmlerinde yoğun olarak bulunur. Yabancı Dilde En İyi Film Oscarına sahip ilk film olan La Stradada (Sonsuz Sokaklar, 1954), Giulietta Masina (Fellininin eşi) masum, beyaz yüzlü bir palyaçoyu canlandırır. Fellini, Masinanın Chaplinvari karakterini, oyuncunun ikinci defa masum fahişe rolünü canlandırdığı The Nights of Cabiriada (Cabiria Geceleri, 1957) da beyazperdeye aktarır.

La Dolce Vita (Tatlı Hayat, 1960) ve adını Fellininin o zamana kadar çektiği 8. film olmasından alan 8½ta (Sekiz Buçuk, 1963) Marcello Mastroianni, Fellininin FEDERICO FELLINI HAFTASI benliğidir. Bu filmlerin her biri Fellininin dünyası ve tarzını yansıtır, özetle yönetmenin kendi portresi niteliğindedir.

Fellininin doğduğu sahil kasabasında geçen I Vitelloni (Aylaklar, 1953) de aynı şekilde otobiyografik özelliklere sahiptir; Roma (1972) ve Amarcord (Hatırlıyorum, 1973) filmleri ise geçmişe ait sevecen ve düşsel bir bakıştır.


29 27 5